Bu Blogda Ara

1 Haziran 2014 Pazar

Baksı Müzesi

1938-45 Yılları arasında Yurt Gezileri kapsamında devlet imkanlarıyla onlarca ressam Anadolu'ya gönderilmiştir. Hüsamettin Koçan, Baksı projesinde Bayburt ile modern cumhuriyetin imkanlarını ve kişisel özverisiyle sanatı birleştirerek muhteşem bir iş gerçekleştiriyor.



Hürriyet gazetesinde bir eleştirmen 9 Nisan'daki yazısında "Anadolu'da açılan bir müzenin bırakın açıldığı bölgeyi, kenti tanıtmasını; oradaki insanların sanat üreticisi kimliği kazanmalarını sağlamasını yurt dışında ödül alması bile üzerinde durulması gereken, örnek alınması gereken bir girişim" diyor. Cümle zor ama, kültür yazarının "bölge halkının sanat üreticisi kimliği kazanma" tanımını anlayıp hazmetmek daha da zor.

Bayburt Baksı Modern Sanat Müzesi, 2014 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından verilen ödülü aldı. Marx, "maddi hayatın üretim tarzı, entelektüel hayatı koşullandırır" der. Burada olansa tam tersi; entellektüel hayat, bozkırın ortasında yaşayan köylünün kafasını bulandırarak kendine ve hayatının gerçeğinden doğan üretimine yabancılaştırıyor. Medyada düşman olduğu kadar övgü de mebzul miktarda mevcut; olmayan acı söyleyen dost! Baudlrillard'ın dediği gibi yalnız önünü değil ardını ve etrafını değerlendirerek ilerleyen diyalektik hiç kuşkusuz her türlü eleştirinin ulaşabileceği son aşamadır.

Türkiye şartlarının güçlüğünü bilmenin bilgisiyle her faaliyete olumlu yaklaşıldığını biliyoruz. "Oradaki insanların sanat üreticisi kimliğini kazanması' diyor bu zor coğrafyadaki emekle kotarılan bu sergiyi öven yazar. Ne var ki tüm masumiyetine karşın 'tanım' son derece sakıncalıdır. Bozkırın ortasına itinayla kondorulan Miro'ya ait bu bu kütlenin, emperyal fetişlere ait bu cüretkar nesnenin kültürel tacizidir konumuz. Bir emrivakiyle karşı karşıya kalıp entelektüelleri aracılığıyla kendine yabancılaşan halkın edilgenliği, modernite karşısındaki çaresizliği ne ilktir ne de son; biliyoruz ama bunları yaparken iyi niyetlerinden zerrece şüphe etmediğimiz yazar ve sanatçıları da bir kere daha yeniden düşünmeye davet ediyoruz..

Öznesi nesnesine karışmıştır. En aykırı çağrılarında, en anarşist manifestolarında, en isyankar ya da putkırıcı ve özgürlükçü taleplerinde, doğrudan demokrasiye en açık davetlerinde bile ait olduğu küresel nizamın normlarını, örtülü çıkarların standartlarını dile getirir. Amaç, sınırların kalktığı, farklı kültürlerin baskılandığı, sermayenin manipülatif enfeksiyonlarına açık yekpare bir kültür-sosyal platformudur. Müşterisinin aleyhinde çalışamayacağı, keyfi için onu besleyen velinimetine ihanet edemeyeceğine göre müptelası olduğu doğal yaşamı, saygıyla şapka çıkardığı insanların haysiyet ya da çalışanın emek mücadelesini dürüstçe ciddiye alması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Görüntüyü, sesi, yoksulluğu, öfkeyi, acıyı hıfzeder; gönüllere yönelik temaşanın kudretiyle nakarattan mazlum bir melodi üretir. Şovizm, mutlak surette pragmatik yerine göre pesimist/optimist bir ideolojidir. Çağdaş Sanat'ın kullandığı sivil itaatsizliğin pratikteki anlamı, kârın üstündeki artık değerden damıtılmış her türlü birikimle finansa edilen gayet spakülatif tarzda bir varoluş rejimine, kapitalizmin yaşam biçimine, modernizmin tutkularına payanda olabilmektir. "Soros realizmi, postmodern çoğulculuğun ve çok kültürlülüğün, yüzyıl sonunda Avrupa toplumlarının gerçekleştirmek zorunda olduğu aydınlanmış siyasal liberalizmin bir kıstası olarak yumuşaklıkla ve incelikle tektipleştirilmesi ve standartlaştırılmasıdır." (1) Kullandığı enstürman, 'masum' bir aparat gibi durur. Paranın şeyleştirdiği pozitif kavramların direncini kıran, acıları olmadık yerlerinden büken, emekle sermayeyi karıştıran, her şartta herkesle kırıştıran günlük hayatın melek yüzlü negatif kahramanıdır çağdaş sanat. İnsanları ve sosyal zümreleri zenginleştirirken bireyleri ahlâken fakirleştiren, kültür-sanat amalgamını pelteleştiren, toplumsal moral değerleri oluştururken kitleleri naçar bırakarak yoksunlaştıran, vicdanları ve yoksulları tepe tepe kullanan, maharetli ellerde önemli bir propaganda aygıtıdır ki, hiç bir zaman göründüğü kadar güzel, nezih, saf ve bakir değildir..

Hüsamettin Koçan, 22 Haziran tarihinde Cumhuriyet'te yer alan röportajında "Baksı, insanı üretken kılarak direnç oluşturmaya çalışan bir proje, bu da çok masum bir şey. Zaten masumiyeti bir direnç olarak görüyorum. Aslında Baksı bir vicdan projesidir. Yok olmaya, ötekileştirmeye, insanı bağlam dışına itmeye, insanı kendi öyküsünden koparmaya karşı direnç oluşturma meselesi" diyor. Anlatmaya çalıştığımız gayet güzel , özetlemiş Koçan. Biz de tam bunu söylüyoruz!



Haber şöyle: Bayburt bozkırının ortasında bir kararlılık, idealizm ve umut anıtı gibi yükselen projesi Baksı Müzesi, 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü'nün sembolü olan büyük Katalan sanatçı Joan Miro'nun orijinal bir heykeliyle birlikte 23 sanatçının eserlerinin yer aldığı 'Miro'ya Açılan Heykelli Yol' sergisine ev sahipliği yapıyor.

Buraya ait olmayan bir hakikat, emperyal kültürün 'iyi'sinin metazori önermesiyle yerel bilince çomak sokan kolonyalist bir gerçek var.. Avrupa Parlamenter Meclisi üyeleri bizi gözetiyor ne ki, bir ucu Soros'a uzanan faaliyetleri entelektüel Türkler abartılı bir şekilde seviyor!

Artık bazı meslek gruplarından farklı isimleri sık sık burada görmeye başladık. Geçen yıl bazı etkinliklerde Amerika'nın 10 zengini arasında yer alan spekülatör Soros'un danışmanı ünlü sanat dealer’ı Edgar Batista'nın olmasına kimse şaşırmadı. ABD'nin ilk 50 hayırseveri geçen yıl 7.7 milyar dolar bağışta bulundu. "Chronicle of Philanthropy" kurumunun verilerine göre, bağışların çoğu çevre fonları, üniversite, eğitim ve kültür sanat kurumlarına yapıldı. Yaklaşık 1 milyar dolarla ilk sırada bulunan Zuckerberg'i Açık Toplum Enstitüsü Başkanı ve yatırımcı George Soros izledi. Gerçi bu listede Soros 47.ydi ama verdiği yardımların esas tutarının açık toplum hedefiyle sivilleşme ve kültür sanat alanında olması Türkiye'de de bunların kullanılması, Soros'u gündeme taşıdı.

ABD’li ünlü spekülatör ve yatırımcı George Soros tarafından finanse edilen Açık Toplum Enstitüsü’nün başta İKSV olmak üzere AB, eğitim, reform, kadın, kültür-sanat, sivil toplum ve medya kuruluşlarının çeşitli projelerini doğrudan ya da dolaylı olarak desteklediklerini biliyoruz.
http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/destek-programlarimiz.php ve enstitünün resmi sitesi olan www.soros.org dan güncellemeleri görebilirsiniz.

Amacımız kimseyi suçlamak değil; özetle söylemek istediğimiz şayet bir değişim gereksinimi yaşanıyorsa bunun dışarıdan aktarılan bir bilinçle ve zoraki devrimlerle değil, halkın kendisinin olağan evrimiyle olması gerekliliğinin altını çiziyoruz. Eğer buna saygı duyulmazsa çalışanların toprağa/halka sevgisinden şüphe etmeden bütün etkinliklerine gönülden inandığımız temiz kalpli, safiyane arkadaşların uğraşlarına karşı tutanın elinde kaldığı bir toplum olarak özgün varlığımızı uzun süre devam ettiremeyeceğimiz tezidir.

Marx'ın; Feuerbach üzerine kaleme aldığı 2.tezi şöyledir "Nesnel hakikatin insan düsüncesine atfedilip atfedilemeyeceği sorunu bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü bu dünyaya aitliğini pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma tamamiyle skolastik bir sorundur."

İnsanın temel vasfı ilerleme güdüsüdür. Bu amacın tamamlayıcı unsuru, 'nesne' ile geliştirdiği ilişkide saklı olan diyalektiktir. Nesne ile girdiği diyalogdan bilgi üretmek, ürettiği bilgiyi kullanılabilir kılmak, korkularına bir güvenlik kılıfı oluşturmak yaşamsaldır. Nesnelerden ürettiği bilgiyle çevresini, merkeze aldığı kendinin çeperini, zamanını kuşatmak, ülkeler/devletler, ekonomilerle çıkarsal yaşama alanları oluşturmak, istila etmek, hiyerarşi oluşturmak, karşı tarafı örselemek ister. Bilgiyle köleleştirmek, insanın nesnelerle girdiği ilişkiler dünyasındaki döllenmenin bir sonucudur. Beynimizi, ruhumuzu , durumumuzu şekillendirme amacı olan tüm nesnelerle kurulan irtibat bir süzgeçe tabii tutulmadığında seçilim işlevsizleşir. Koçan, "Buradaki insanları üretken kılmak istiyoruz" derken cümlenin devamında üretkenliğin pazara bildiğimiz haliyle meta arzı olduğunu anlıyoruz. Koçan'ın tabirini, Hürriyet yazarı Doğan Hızlan, 'insanların sanat üreticisi kimliği kazanması' diye sınırlarını çiziyor. 'Üretkenlik' hiç kuşkusuz bir gelişmişlik göstergesidir. Baudrillard'ın doğru teşhis ettiği gibi ilkel toplumlarda ne üretim vardır ne de üretim biçimleri. İlkel toplumlarda bilinçaltı da yoktur. Bütün bu kavramlarla ancak bizim gibi ekonomi politiğe boyun eğen toplumları çözümleyebilirsiniz. Bütün bu kavramlar bir anlamda geri tepen değerlere benzemektedir. İhtiyaçtan doğan üretimi değil de fazlasını bir ideoloji olarak köylünün önüne koyarsanız, Bayburt'a bir ibadet fetişi gibi postalanan ihraç fazlası Miro heykeli moral değerleri manipule ederken bile sırıtır. Yerel duyarlılığın yerini alması beklenen egemen bilincin yargı gücü, örgütlenmiş kapitalizmin yol belirleme haritasıdır. Karantinaya aldığı köylüyü ehlileştirme kılavuzunun bir ucu uzakbatı'nın aydınlanma ritüellerine uzanır. Diğer ucuysa tüccarların ve askerlerin öncü gücü misyonerlere. Kültürle bulaştırılan bu hegomonyacı enfeksiyon çok da masum değildir. Aydınların salgınlaştırdığı nadan taassubun emrine girenler olağan süreci radikalizmle keserler. Oysa, hayvanın pençesi, kuşun gagası ya da insanın beyni; doğanın buyurgan olmadığı evrimleşme modelinde yeni bir 'araç' oluştuğunda onu yaratan etken, varlığın yeryüzünün şartlarına upuygun durumunda tecrübe ettiği amaçtır. Transplantasyona bağlı değişme sembiyozu askıya alır, bütünün hareketini iş bölümüyle parçalar ve organı özerkleştirken işleviyle sınırlar. Doğa karşısında ''özgür' bir konuma sahip olduğu varsayılan öznenin ikinci doğası denilen ekonomik plantasyonda inandırıcı anlamlar üretebilmesi için efendilerin düzenindeki yerleri belli olan kölelerin kendi akıllarının sahipleri olmamaları gerekir. Nisbeten inzivadaki periferilerin, yerel kültürlerlerin yaşama mekanlarına kondurulan müzelerin fonksiyoları, fabrikalar, Avm'ler gibi önce zihinsel mekan yaratmaktır. Açık toplum, açık kafestir. Özneyi içinde tutmak, zamanla bu ağzı açık kafeste iradesiyle konumlandırmak için eğitim ön koşuldur. Pavlov'un köpeği gibi yüksek kültürel düsturlarla eğer, biçimlendirir ve şartlandırır. Şırınga edilmiş beğenisiyle, üretme/tüketme sarmalına girmiş algısıyla artık kimlik kazanmış bireydir. Refah toplumu düşü, henüz emperyalizmin işgaline ve gadrine uğramamış bölgelere, virüs bulaşan hemşerileri aracılığıyla taşınır. Kimliklere iliştirilen 'görev' bir organik tranformasyonu öngörürür. Nüfuz arzusuyla geçirdiği estetik değişim sadece dış yüzeyi, coğrafyayı biçimlendirmez. Mikro cerrahi, biyopolitik sürecin de tamamlayıcısıdır. Hayatın trajik mecburiyetlerine hiçbir anlamda merhem olamayacak ahlaki cevaplar varmış gibi manşete taşınan 'Üretimle Gelen Direnç' gibi ağdalı laflar ancak okuru yanıltır. Büyük fotografta herkesin kendinden ve işin bir parçasından mesul olduğu süreçte, emekçinin ürününe yabancılaşması kaçınılmazdır. Değişimle kendi olmaktan çıkan birey madunlaşarak sakilleşir. Artık o ne kendine ne de adapte olmaya çalıştığı fabrika düzenine aittir. Seri üretimle benzerliklerin biteviye kopyalandığı toplumun çürümesi kapitalizmin büyük anlatısında yerel bir paragraf açar. Ele geçirilen zihin, yeni bir arzunun biçimlendirdiği nesnenin fragmanları eşliğinde şekillendirmek üzere yeniden doğuma hazırlanmaktadır. Bizim burada bir kere daha anlatmaya çalıştığımız 'yabancılaşma' kavramını ilk dile hetiren Hegeldir. 150 yıl önce Marx, sanayileşen toplumda bizden önce yola çıkanların geçirdikleri merhaleleri zaten defalarca anlatmıştır. Kapital'de ve özellikle Hindistan'da İngiliz Egemenliği makalelerinde yer alan o günün tartışmaları ve modernleşme polemikleri bugün Türkiyesi için de geçerlidir.

Yaratılan kavram bir önermedir; maddi yaşam koşullarında form değişikliği yaratır. Doğanın evrim yasalarını baskılar. Sosyal bedeni makyajlar, bilinci belirler.

Miro'nun heykeli ya da dışarıdan getirilip Baksı'da ikamet eden bir kütlenin, görünen amacını aşan bir nesnenin sosyal bedeni değiştirme, halkı dönüştürme, bireylerin genetik kodlarını farklılaştırma işlevi vardır. Kültür editoryası aracılığıyla gerçekleştirilen iletişim, bir islah etme kurumu işlevi görmektedir. Kamusal alana ve toplumun yaşam şekillerine müdahale evrimin mantığını askıya alarak hiçe saymaktır. Küçük ama sürekli darbelerle cesareti kırılan kitlenin önüne konan Miro heykelciği bir ödül değil (Koçan'ın/Hızlan'ın coşkulu iyi niyetlerine rağmen) Truva Atına aşina bir halka kurulan sinsi bir tuzaktır. Aşırı bir sıçramayla öznenin kendilik halini terketmesi beklenir. Bir ihtiyacın ya da itkinin yaratmadığı sanat, bölge insanının beynine format atmakta ve istem dışı trajedi sanatçıyı pozisyon almaya zorlamaktadır. Avm'lerden evindeki küresel markalara, ekranlardan, müzelere, günlük kullandığı dile sirayet eden algılarına; istenç belirten insanların katılımcılığı, patalojinin değişimi, pathos'un nedeni, içten dışa akan bir tasarruf değildir. Yüksek bir şuurun kanaatleri vasıtasıyla bölgeye monte edilen tasarım, kültür endüstrisi aracılığıyla ihya edileceğini umanları küresel rejimin mütemmimi kılar. Yöresel kültür, kendine öğretmen olmak misyonuyla yola çıkan eğitilmiş idolleri aracılığıyla uygarlığın tektipleştirme buyruklarına maruz bırakılmaktadır. Tepeden inme bu kültürel emperyal taciz iyi tahlil edilmeli, insiyaki savunmalara geçmeden dürüstce sorgulanmalıdır..

Sanatsal üretimin de araçları vardır. Sanat nesnesi, ancak hareket halindeki hayata bakarak dürüstçe bir kavram yaratabilir. Kitlelerin ne oldukları, üretimlerinin maddi koşulları tayin eder. Bu nedenledir ki, toplumun kendi doğasından üretilen önermeler evrimseldir. Kolaylıkla bünyeye uyum sağlar, toplumsal organizmayla birlikte hareket eder. Yani sanat bir bütün olan toplumsal üretimin moral değerler üzerinden özneyi yeni baştan canlandırması, sosyal yaşamın kışkırtan parçasıdır; içinde yaşadığımız büyük makinanın doğal enerjisidir.

Karl Marx Alman İdeolojisi'nde ne diyor (sayfa 39) bir kere daha okuyalım: "İnsanlar, kendi geçim araçlarını üretirken, dolaylı olarak kendi maddi yaşam araçlarını da üretirler. İnsanların kendi geçim araçlarını üretiş tarzları, her şeyden önce doğada hazır buldukları ile yeniden üretmeleri gereken geçim araçlarının doğasına bağlıdır. Bu üretim tarzı, basitçe bireylerin fizik varlıklarının yeniden üretimi olarak ele alınmamalıdır. Bu üretim tarzı, daha çok, bu bireylerin belirli bir etkinlik tarzını, onların yaşamlarını ortaya koyan belirli bir biçimi, belirli bir yaşam tarzını temsil eder. Bireylerin yaşamlarını ortaya koyuş biçimi, onların ne olduklarını çok kesin olarak yansıtır. Şu halde, onların ne oldukları, üretimleriyle, ne ürettikleri kadar, nasıl ürettikleriyle de örtüşür. Demek ki, bireylerin ne oldukları, üretimlerinin maddi koşullarına bağlıdır."
En başta Hürriyet yazarının söylediği "oradaki insanların sanat üreticisi kimliği kazanmalarının sağlanması " tanıma 'doğru' diyebilir miyiz? İstihsal/mustahsil kavramları husumetler barındıran afaki göstergeler değil, nedeni toprağa bağlı coğrafi aidiyetlerdir. Üretimle üreticinin ilişkisi köle/efendi gibi karşılıklı bağımlılıklarla münasebetlendirilse de, tekinsiz faktör çamurdan yaratılan Adem gibi organiktir. Marx, bir toplum üretmeden yaşayamaz der; çokluğun bir arada bulunma koşulur bu. Bireylerin ne oldukları hayatlarını kazandıkları üretimlerinin maddi koşullarına bağlıdır; kabul! Ancak ne olmaları gerektiklerini de onlara Miro heykeli değil, kaderlerini kendi ellerinde tutan temel ihtiyaçlarının asli nedenleri belirleyecektir. Tüketim ve yaşam biçimleri özgün şartlar dahilinde evrimleşerek kaderlerini tayin edecektir. Bilincin dışarıdan aktarılması bu yazının ve yazarın itirazıdır. İşte bundan dolayıdır ki, Mısırdan sürülen halkın yolculuğuna Samiri'nin bakarası gibi bir tutarlılık iddiası taşıyan temsile açıktan katılan idoller her zaman kınanmıştır; ne ki ayartıcının çağrısının, bilginin ayartmasının tüm engellemelere karşın işlevini sürdürdüğü de tarihsel bir gerçektir! Miro'ya Açılan Heykelli Yol'un ucunda, aydınlanma şafağında inadıyla bir Edward Said zuhur eder mi? Öyle ki, aydın olmak bir meslek değil olağanüstü duygusal bir seçimdir!

http://www.radikal.com.tr/kultur/bozkirin_ortasinda_miro_var-1197239

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/85971/Bayburt_ta_hayata_kafa_tutan_bir_muze.html




***