Bu Blogda Ara

2 Haziran 2026 Salı

Günlük / Haziran 2026

Sokrates bugün yaşasa şimdiki zamana sırtını dönemezdi; biliyoruz ki sosyal medyada herkesin bulunma, yazma ve okuma gerekçeleri birbirlerinden çok farklıdır.



Sokrates bugün yaşasaydı büyük olasılıkla çağının araçlarına sırtını dönmezdi; çünkü onun bütün felsefi pratiği, insanlarla karşılaşmaya, sorular sormaya, cevapları sınamaya ve düşüncenin dolaşımına dayanıyordu. Antik Atina'da agora neyse, günümüz dünyasında sosyal medya da belirli ölçülerde odur: İnsanların bir araya geldiği, fikirlerin çarpıştığı, kanaatlerin üretildiği, söylentilerin yayıldığı ve hakikatin sürekli sınandığı devasa bir kamusal alan. Elbette Sokrates bu mecraların yüzeyselliğini, gösteriş tutkusunu, alkış ekonomisini ve düşüncenin hız uğruna kurban edilmesini sert biçimde eleştirirdi; ancak eleştirmek için bile orada bulunmak gerektiğini bilirdi. Çünkü düşünür, zamanının dışında değil, tam ortasında yaşar. Sosyal medyada herkesin bulunma, yazma ve okuma gerekçeleri birbirinden farklıdır: Kimi görünür olmak, kimi ikna etmek, kimi öğrenmek, kimi öğretmek, kimi yalnızlığını azaltmak, kimi öfkesini boşaltmak, kimi de tarihe küçük bir iz bırakmak ister. Bazıları için sosyal medya bir sahne, bazıları için bir sınıf, bazıları için bir gazete, bazıları içinse bir meydandır. Sokrates'in ilgisini çekecek olan da tam olarak bu çeşitlilik olurdu; çünkü insan ruhunun arzuları, korkuları, tutkuları ve yanılsamaları burada çıplak biçimde görünür hale gelmektedir. Atina sokaklarında gençleri durdurup "Erdem nedir?", "Adalet nedir?", "Bilgi nedir?" diye soran Sokrates, bugün de bir paylaşımın altına aynı soruları bırakabilir, milyonlarca insanın birbirini ikna etmeye çalıştığı dijital kalabalığın içinde cehaletin ve bilginin sınırlarını araştırabilirdi. Zira mesele kullanılan araç değil insanın kendisidir. Teknolojiler değişir, meydanlar değişir, iletişim biçimleri değişir; fakat insanların kendilerini anlatma, başkalarını etkileme, dünyayı anlama ve anlamlandırma çabası değişmez. Bu nedenle Sokrates'in bugünün sosyal medyasına bakışı bir reddiye değil, eleştirel bir katılım olurdu: O, dijital dünyanın gürültüsünden şikâyet ederken bile o gürültünün içine girer, sorular sorar, insanları rahatsız eder, düşünmeye zorlar ve belki de algoritmaların hızla tükettiği çağımızda yavaş düşünmenin son büyük savunucularından biri haline gelirdi. Çünkü Sokrates için önemli olan nerede konuşulduğu değil, konuşmanın insanı hakikate biraz daha yaklaştırıp yaklaştırmadığıdır.

***

Stalin'in ardılı (halefi) olarak ilan ettiği isimler: Georgy Konstantinovich, (1896 - 1974) Nikolai Alekseyeviç Voznesensky, 1903-1950) ve Panteleimon Kondratyeviç Ponomarenko'dur, (1902 - 1984)



SSCB'de bankacılık sistemi kapitalist ülkelerdeki gibi tasarrufları özel yatırımlara yönlendiren, kâr amacıyla çalışan bağımsız mali kuruluşlar değillerdi; aksine merkezi planlamanın uzantısı olarak işleyen ve ekonominin tamamını devlet planına bağlayan bir yapı niteliğindeydi. Sistemin merkezinde Gosbank (SSCB Devlet Bankası) bulunuyor, para basımından işletmelerin hesaplarının tutulmasına, kısa vadeli kredilerin verilmesinden nakit dolaşımının denetlenmesine kadar tüm temel finans işlevleri bu kurum tarafından yürütülüyordu. Sovyet yurttaşları maaşlarından artırdıkları paraları tasarruf bankalarına (Sberkassa) yatırabiliyor, bu mevduatlar karşılığında düşük oranlı faiz elde ediyorlardı; ancak bu tasarrufların amacı kapitalist sistemlerde olduğu gibi bireysel servet birikimini büyütmek değil halkın birikimlerini devlet bütçesine ve planlı yatırımlara yönlendirmekti. Bir işçinin veya memurun tasarruf hesabına yatırdığı para özel şirketlere kredi olarak gitmiyor, devlet tarafından toplanarak sanayi yatırımlarının, altyapı projelerinin ve kamu harcamalarının finansmanında kullanılıyordu. Bu nedenle Sovyet tasarruf sistemi bir sermaye piyasasının değil merkezi planın finansman mekanizmasının parçasıydı. İşletmeler açısından bakıldığında da durum farklı değildi; bir fabrikanın hammadde alımı, stok finansmanı, ücret ödemeleri ve günlük faaliyetleri için gerekli işletme sermayesi büyük ölçüde Gosbank tarafından sağlanıyor, kredi miktarı piyasa beklentilerine veya kârlılık hesaplarına göre olmayıp devlet planında işletmeye verilen üretim hedeflerine göre belirleniyordu. Kapitalist ekonomilerde kredi gelecekteki kâr beklentisine dayanırken, Sovyet sisteminde kredi plan hedeflerinin gerçekleştirilmesine yönelikti. Gosbank kredi arzı haricinde işletmeleri denetleyen bir organ işlevi de görüyordu; çünkü bütün mali işlemler devlet bankası üzerinden geçmesinden dolayı bir fabrikanın planı aşıp aşmadığını, maliyetleri yükseltip yükseltmediğini veya üretim hedeflerini tutturup tutturamadığını banka kayıtları aracılığıyla izlenebiliyordu. Bireysel tüketici kredileri de tamamen yok değildi; özellikle 1950'lerden sonra buzdolabı, televizyon, mobilya ve bazı dayanıklı tüketim malları için taksitli satışlar ve sınırlı tüketici kredileri uygulanmaya başlanmıştı. Bununla birlikte Sovyet ekonomik kültürünün temel mantığı borçlanarak tüketmek değil tasarruf ederek satın almaktı; bu nedenle kredi kartları, yaygın bireysel borçlanma, gelişmiş ipotek piyasaları veya Batı'daki anlamıyla tüketim kredisi ekonomisi ortaya çıkmadı. Otomobil veya büyük ev eşyaları satın almak isteyen birçok Sovyet vatandaşı yıllarca birikim yapmak zorunda kalıyordu. Lenin döneminden itibaren geliştirilen anlayışa göre bankaların merkezileştirilmesi, sermaye hareketlerinin kontrol altına alınmasının, kaynakların piyasa yerine toplumsal önceliklere göre dağıtılmasının ve yatırımların devlet planına uygun biçimde yönlendirilmesinin temel araçlarından biriydi. Bu nedenle SSCB'de banka, kapitalist ekonomilerdeki gibi sermayenin kâr amacıyla dolaşımını sağlayan bir aracı kurum değil toplumsal artığın plan hedeflerine göre yeniden dağıtılmasını gerçekleştiren ve ekonomik yaşamı Gosplan'ın belirlediği hedeflere bağlayan merkezi bir mali mekanizma olarak çalışıyordu.

Tasarruf hesapları, kapitalist bankalardaki gibi gerçek mevduat niteliğindeydi. Devlet bu paraları ekonomide (planlı yatırımlar, konut, altyapı finansmanı vd.) kullanır ama vatandaşın hesabındaki parayı mülkiyet hakkı çerçevesinde tanırdı.

Bankaların mevduat toplayıp kredi vermek yerine kredi vererek para ve mevduat yarattığı konusunu Marx Kapital 3. cilt 25. Bölüm'de "Kredi ve Hayali Sermaye" başlığında (Yordam 2020, s.400) çözümler. Kapitalizmde "kapital" spekülatif genişleme ve gerçek sermaye birikimini besleyen bir mekanizma iken, SSCB'de finans beşerin refahını artırmaya yönelik itici bir güçtür. Bankalar, borsacılar, spekülatörler gibi paranın efendisi diyebileceğimiz kesimler, toplumsal artı-değeri (işçilerin yarattığı fazladan değeri) üretim sürecine hiç katılmadan ya da çok az katılarak emerler. Kredilerin Gosplan hedeflerine göre tahsis edilmesi, tam da Komünist Manifesto'daki kredinin devlet elinde merkezileştirilmesi talebini gerçekleştirerek finansal parazitizmi tasfiye etmiş, toplumsal artı emeği kâr güdüsüyle değil kolektif ihtiyaçlara göre yönlendirmiştir. Kamu bankalarının düşük maliyetli finansman sağlaması ve üretim maliyetlerini düşürerek tüketim mallarını ucuzlatması 1960'lardaki başarıların somut ifadesidir. Klasik merkez bankası eksikliği eleştirisi kapitalist para politikasının bağımsızlığı mitini sosyalizme taşır; oysa Sovyet rejiminde daha önce belirttiğim üzere bankacılık sosyal planlamanın bir aracıdır; kâr güdüsüyle değil toplumsal yarar ilkesiyle işler. 1960'lardaki Kruşçevka tarzı toplu konutları SSCB'de Gosbank kredilendirmesinin nadide bir örneğidir.

Ekim 1917'deki devrime katılan 250 Bolşevik liderden Vyacheslav Molotov, Anastas Mikoyan, Mikhail Kalinin, Lazar Kaganovich, Kliment Voroshilov, Andrey Andreyev, Semyon Budyonny, Nikolai Alexandrovich Bulganin, Elena Stasova, Nikita Kruşçev gibi az sayıda isim yataklarında öldü. 25 Ekim 1917'de 649 delegeden oluşan bileşiminin 390'ı Bolşevik, 100'ü sol, 60'ı sağ EsEr, 86'sı Menşevik, 13'ü anarşist ve diğer guruplardandı. Bilenler düzeltsin, liste takriben şöyle:

Bolşevikler

Alexander Bekzadyan (1879-1938) Alexander Parkhomenko (1886-1921) Alexander Shlyapnikov (1885-1937) Alexander Tsiurupa (1870-1928) Alexei Kiselyov (1879-1937) Alexei Medvedev (1884-1937) Alexei Rykov (1881-1938) Anatoly Lunacharsky (1875-1933) Andrei Bubnov (1883-1938) Anna Ulyanova (1864-1935) Elena Stasova (1873-1966) Felix Dzerzhinsky (1877-1926) Feodor Chuchin (1883-1942) Filipp Goloshchyokin (1876-1941) Gaia Gai (1887-1937) Gleb Bokii (1879-1937) Grigory Ordzhonikidze (1886-1937) Grigory Sokolnikov (1888-1939) Grigory Zinoviev (1883-1936) Ivan Skvortsov-Stepanov (1870-1928) Joseph Stalin (1878-1953) Kliment Voroshilov (1881-1969) Lazar Kaganovich (1893-1991) Leonid Krasin (1870-1926) Lev Kamenev (1883-1936) Lev Karpov (1879-1921) Lev Troçki (1879-1940) Lydia Knipovich (1857-1920) Maria Iasneva-Golubeva (1861-1936) Maria Ilyinichna Ulyanova (1878-1937) Mikhail Frunze (1885-1925) Mikhail Kalinin (1875-1946) Mikhail Lashevich (1884-1928) Mikhail Olminsky (1863-1933) Mikhail Tomsky (1880-1936) Nikolai Bauman (1873-1905) Nikolai Bukharin (1888-1938) Nikolai Chuzhak (1876-1937) Nikolai Glebov-Avilov (1887-1937) Nikolai Kuzmin (1883-1938) Nikolai Muralov (1877-1937) Nikolay Bauman (1873-1905) Nikolai Alexandrovich Bulganin (1895 – 1975) Polikarp Mdivani (1877-1937) Pyotr Smidovich (1874-1935) Sergey Ivanovich Gusev(1874-1933) Semyon Dimanstein (1886-1938) Semyon Kanatchikov (1879-1940) Semyon Sereda (1871-1933) Simon Kamo (1882-1922) Sofia Smidovich (1872-1934) Stepan Shaumian (1878-1918) Sultan Majid Afandiyev (1887-1938) Suren Spandaryan (1882-1916) Vatslav Vorovsky (1871-1923) Viktor Nogin (1878-1924) Vladimir Lenin (1870-1924) Vladimir Zagorsky (1883-1919) Yakov Sverdlov (1885-1919) Yevgeny Preobrazhensky (1886-1937) Yuri Petrovich Figatner (1889-1937)

Menşevikler

Akaki Chkhenkeli (1874-1959) Alexander Potresov (1869-1934) Boris Nicolaevsky (1887-1966) David Dallin (1889-1962) Fyodor Dan (1871-1947) Georgy Plekhanov (1856-1918) Irakli Tsereteli (1881-1959) Julius Martov (1873-1923) Lev Deich (1855-1941) Nikolai Chkheidze (1864-1926) Noe Zhordania (1868-1953) Pavel Axelrod (1850-1928) Rafael Abramovitch (1879-1963) Vera Zasulich (1849-1919)

Sol Demokratlar, Anarşistler, eSeR'ler ve diğerleri

Aleksandra Kollontay (1872–1952) Pavel E. Dybenko (1889– 1938) Vsevolod Volin (1882-1945) Alexander Kerensky (1881-1970) Andrei Argunov (1866-1930) Boris Kamkov (1885-1938) Boris Savinkov (1879-1925) Catherine Breshkovsky(1844-1934) Evno Azef (1869-1918) Fanya Kaplan (1890-1918) Grigory Gershuni (1870-1908) Isaac Steinberg (1888-1957) Maria Spiridonova (1884-1941) Mark Natanson (1850-1919) Mikhail Gots (1866-1906) Nikolai Avksentiev (1878-1943) Osip Minor (1861-1934) Prosh Proshian (1883-1918) Vadim Rudnev (1879-1940) Viktor Chernov (1873-1952) Vladimir Zenzinov (1880-1953)


Maria Spiridonova (1884-1941)



eSeR'lerden Maria Alexandrovna Spiridonova'ya (16 Ekim 1884 – 11 Eylül 1941) ayrı bir parantez açmak gerekir. Rus Devrimi'nin en ikonik ve trajik figürlerinden biridir. Narodnik geleneğinden gelen Sosyalist Devrimciler (SR) partisinin sol kanadının (Left SRs) önde gelen lideri, köylülerin "azize" gibi gördüğü bir devrimci kahramandır. Hem Çarlık rejimi hem de Bolşevik/Sovyet yönetimi altında uzun yıllar hapis ve sürgün yaşamış, 1941'de Stalin'in emriyle idam edilmiştir. Tambov'da doğdu. Babası banka memuru Aleksandr Spiridonov'du; aile orta halli, soylu olmayan bir statüye sahipti. Annesi Alexandra Yakovlevna ev hanımıydı. Dört çocuklu ailenin ikincisiydi. Rus edebiyatının "aşağılanan ve hakarete uğrayanlar" temalı eserleriyle (romantik ve idealist bir genç kız olarak) büyüdü. Rus edebiyatı, hayatını şekillendirdi. 1902'de babasının ölümü ve tüberküloz nedeniyle liseden ayrıldı. Kısa süre Moskova'da dişçilik okudu, sonra Tambov'da soylular meclisinde memur olarak çalıştı. 1905 Devrimi sırasında öğrenci gösterilerinde tutuklandı, SR'lere (Sosyalist Devrimciler) katıldı. Terör ve suikastı devrim aracı olarak gören Narodnik geleneğini benimsedi. 1906'da Tambov bölgesi güvenlik şefi Gavriil Luzhenovsky'yi (köylü isyanlarını acımasızca bastıran, Cossack'ları köylülere saldırtan görevli) Borisoglebsk tren istasyonunda beş kurşunla vurdu. Tutuklanması ve işkencesi çok ağırdı, uluslararası yankı uyandırdı. Cossack muhafızlar tarafından dövüldü, çıplak soyuldu, soğuk hücreye atıldı. Saçları yolundu, sigara izmaritleriyle yakıldı. İki gece boyunca Cossack'lar ve jandarmalar tarafından cinsel tacize maruz kaldı. Tambov'a trenle götürülürken sorgucu Avramov tarafından tekrar taciz edildi. Bu olay liberal basında büyük kampanya yarattı. Spiridonova "saf, bakire, ruhani güzellik çiçeği" olarak resmedildi. Yabancı basın da (Batı'da "Rus devrimci kadın kahraman" imajı) destek verdi. Mahkemede ölüm cezasına çarptırıldı ama uluslararası baskı nedeniyle Sibirya'da ömür boyu kürek cezasına çevrildi. 1906-1917 arasında Altılılar adı verilen kadınlarla (Shesterka grubuyla) Sibirya'ya gönderildi. Yolculuk zafer turuna döndü; her istasyonda kalabalıklar onu "kahraman" olarak karşıladı. Akatuy ve Maltsev ceza kolonilerinde kaldı. Koşullar nispeten yumuşaktı (zorla çalıştırma sınırlı, kitap okuma serbestti). İngilizce, Fransızca öğrendi. Irina Kakhovskaya ve Aleksandra Izmailovich ile ömür boyu süren "kız kardeşlik" bağı kurdu. Bu üçlü, devrim sonrası da birlikte mücadele ettiler. Şubat Devrimi'yle serbest kaldı. Köylüler arasında efsanevi popülerliği vardı; "köylülerin azizesi" olarak görülüyordu. Left SR'lerin (Bolşeviklerle ittifak yapan sol kanat) önde gelen ismi oldu. Köylü Sovyetleri Kongreleri'nde başkanlık yaptı, VTsIK'ta Köylü Bölümü başkanı oldu. Louise Bryant (1918) onu şöyle tarif eder: "Beş ayak boyunda, 45-50 kg, gri gözlü, ince, kırılgan ama çelik gibi iradeli... Rusya'da onun dengi bir kadın tanımadım." 16 saat çalışır, halkın dertlerini dinlerdi. Bolşeviklerle ittifakı destekledi ama Brest-Litovsk Antlaşması'na ve köylüye karşı tahıl müsaderesine karşı çıktı. Left SR'ler 6 Temmuz 1918'de Alman elçi Wilhelm von Mirbach'ı öldürttü (Yakov Blumkin ve Nikolay Andreyev). Spiridonova suikastı planladığını ve siyasi sorumluluğu üstlendiğini itiraf etti. Amaç: Brest Antlaşması'nı bozmak ve Bolşevikleri köylü politikalarını değiştirmeye zorlamaktı. İsyan bastırıldı; Left SR'ler ezildi. Spiridonova Bolşeviklerle koalisyonu savunurken kendi partisinde bile yalnız kaldı. Köylü şikayetlerini doğrudan görüyordu. İsyan sırasında Bolşevikleri devirmekten ziyade "halkın devrimci yaratıcılığına" güvenmişlerdi; askeri üstünlükleri varken bile tam darbe yapmadılar. 1918'den sonra defalarca tutuklandı, hapsedildi, iç sürgüne gönderildi. Bir ara akıl hastanesine kondu, siyasilerin "deli" olarak kapatılma uygulamalarında ilktir. 1920'lerde Ilya Mayorov'la (Left SR, eski Tarım Komiser Yardımcısı) evlendi. Üvey oğlu ve kayınpederiyle birlikte yaşadı. 1937'de yeniden tutuklandı (Stalin terörünün zirvesi). Oryol hapishanesine kondu. 1920'lerde Samarkand sürgününe gönderildi. Uluslararası Kadın Kongresi (1920'ler) onun serbest bırakılması için Trotsky'ye başvurdu ama reddedildi. Paris'te kartpostalları basıldı, popülerliği devam etti. Hapiste açlık grevi yaptı, mücadele ruhunu korudu. 1937 tarihli mektubunda (NKVD'ye) devrimci geçmişini savundu; 11 Eylül 1941'de (Nazi işgali yaklaşırken) Oryol'da 150+ siyasi mahkumla birlikte Medvedevsky Ormanı'nda NKVD tarafından kurşuna dizildi. Aralarında eski Bolşevikler de vardı (örneğin Christian Rakovsky, Olga Kameneva). 1992'de resmen aklanmıştır.
Spiridonova, devrimin yuttuğu idealistlerdendir. Hem Çar hem Sovyet tarafından ezildi, köylü kitleler üzerinde kalıcı etki bıraktı. Emma Goldman gibi figürler onu "Büyük Rus şehidi" olarak anarlar.

***

Joseph Cugaşhvili Stalin, ölümüne yakın bir halef ilan etmemiştir. Ancak verdiği sinyallerde ardılı olarak görülebilecek Georgy Zhukov (1896–1974) Nikolai Voznesensky (1903–1950) Panteleimon Ponomarenko (1902–1984) gibi farklı dönem ve bağlamlarda öne çıkan isimler bazı vardır.Halef olarak gösterilen Nikolai Voznesensky, Devlet Planlama Komitesi'nin (Gosplan) başındadır, savaş ekonomisinin örgütlenmesinde önemli rol oynar. 1949'daki "Leningrad Davası" nda tasfiye edilir, 1950'de kurşuna dizilir. Bu nedenle onun olası halefliği gerçekleşmeden sona erer. Mareşal Georgy Zhukov için durum daha farklıdır. Stalin, II. Dünya Savaşı sonrasında Zhukov'un aşırı popülerliğinden rahatsız olur ve merkezden uzaklaştırır. SSCB kamuoyunda, fütüristik tasarımlar yapan ekonomi-politikçilerin ve starejistlerin indinde itibari konumunu kaybeder. Arşivler Stalin'in Panteleimon Ponomarenko'yu SSCB Bakanlar Kurulu Başkanı yapmayı planladığını gösterir. Tarım Bakanı İvan Benediktov anılarında, Stalin'in Ponomarenko'nun hükümet başkanı olması için bir kararname hazırlattığı ve Politbüro üyelerinden imza topladığını anlatılır. Stalin'in son yılında en muhtemel halef olarak görülen kişi Lavrenti Beria'yı kurşuna dizdiren Georgy Malenkov'dur. XIX. Parti Kongresi'nde Merkez Komite raporunu Stalin yerine Malenkov'un sunması hem Sovyet hem Batılı gözlemcileri tarafından bir "veliaht işareti" olarak görülür. Kruşçev'in Başkan olmasıyla Geory Malenkov, Stalin dönemindeki görevlerini kaybetti. 1957'de merkezden uzaklaştırıldı. Önce Kazakistan'da bir hidroelektrik santralinin yöneticiliğine gönderildi; daha sonra daha alt düzey ekonomik görevlerde çalıştı. 1961'de partiden ihraç edildi. Bundan sonraki yaklaşık otuz yılını siyasetten ve gözlerden uzak bir anti-sosyal iklimde geçirdi. Anılarını yayımlamadı, açık bir muhalefet yürütmedi ve Sovyet kamuoyunda neredeyse görünmez hale geldi. SSCB'nin çözülüşüne yakın bir dönemde, 1988 yılında 86 yaşında kimsesiz öldü.

***

Hain




Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi mücadelesinde dile getirdiği "Beni sırtımdan hançerlediler" ifadesi, Türkiye'de siyasetin derin yaralarını bir kez daha gündeme taşıdı. Merkezden yükselen "hain" sloganları, sadece bir siyasi tartışma değil insanlık tarihinin en eski ve en tartışmalı kavramlarından birini yeniden canlandırıyor. Hainlik, nesnel bir suç olmaktan çok çoğunluğun bakış açısına, kazanan tarafın anlatısına ve dönemin ideolojik iklimine göre şekillenen subjektif bir etikettir. Bir dönem vatansever veya kahraman olarak görülen figürler tarih sayfalarında ihanetle anılabilir; tam tersi de mümkündür. George Washington İngiliz Kralı'na göre haindi ama Amerikan tarihinde özgürlük kahramanıdır. Hainlik, genellikle "güvene ihanet" olarak tanımlanır. Aristoteles'ten Machiavelli'ye, güven ilişkisi bozulduğunda toplumun temelinin sarsıldığı düşünülür. Ancak modern psikoloji (örneğin sosyal kimlik teorisi) bunu grup bağlılığıyla açıklar: "Biz" ve "öteki" ayrımı, ihanet algısını güçlendirir. Çoğunluk, kendi normlarını ihlal edeni "hain" diye damgalar. Bu damga kalıcıdır; "Judas" kelimesi Hıristiyan kültüründe, "Quisling" ise birçok dilde işbirlikçi anlamında kullanılır. Hainlik subjektif olduğu için, tarihçiler sıklıkla "kazananların tarihi" der. Yenilen tarafın kahramanları, galibin anlatısında hain olur. Bu, Türk tarihinde de belirgindir: Kurtuluş Savaşı'nda farklı fraksiyonlar arasında yaşanan çatışmalar, resmi tarihte "ihanet" olarak kodlanmıştır.

Termopylae'de Perslere yol gösteren Efialtes, (MÖ480) Yunan tarihinde nefret sembolüdür. Ancak Pers kaynaklarında "sadık müttefik" olarak görülebilir. Benzer şekilde, Alkibiades (Atina): Peloponnesos Savaşı'nda Atina-Sparta-Pers arasında taraf değiştirerek hayatta kaldı. Pragmatik bir general mi, yoksa fırsatçı hain mi konusu Thukydides'in eserlerinde gri bir figür olarak kalır.
Brutus ve Cassius (MÖ 44) Julius Caesar'ı öldürenler, tiran katili mi yoksa cumhuriyet savunucusu mudurlar? Shakespeare'in oyununda trajik kahramanlar, Roma tarihinde ise haindirler. "Et tu, Brute?" ifadesi, kişisel ihanet duygusunu simgeler.

Judas Iscariot, İncil'de 30 gümüşe İsa'yı ele veren Yahuda ya da Judas, ihanetin arketipidir. Modern yorumlarda ve bazı teolojik tartışmalarda kaderin bir parçası ya da İsa'nın planına hizmet eden figür olarak görülür. Dante'nin İlahi Komedya'sında Cehennem'in en dibindedir. Mir Jafar (1757) Plassey Savaşı'nda İngilizlerle işbirliği yaparak Bengal Nawab'ını sattığı söylenir. Sanki Hindistan'da "hain" kelimesinin karşılığıdır. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi için fırsatçı bir müttefikti, yerel halk içinse vatan haini. Bu olay sömürgeciliğin nasıl yerel işbirlikçilerle ilerlediğini gösterir. Benedict Arnold (1741-1801) Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın kahraman generalidir. West Point'i İngilizlere teslim etmeyi planladı. ABD'de "Benedict Arnold" hâlâ hakaret olarak kullanılır. Trajik yanı, Saratoga'daki zaferleri unutulmazken ihanet damgası kalıcı oldu. Vidkun Quisling (1887-1945) Norveç'in Nazi işbirlikçisi başbakanıdır. Quisling adı bizdeki mütareke aydınları gibi anılır, işbirlikçi anlamına gelir; 1945'te idam edildi. Benzer şekilde, Wang Jingwei, Çin'in Japon işgalinde kukla hükümeti kurdu. Stalin'in Mao'ya karşı desteklediği Milliyetçi Komintang, Japon yanlısı oldu. Bazıları onu "koruyucu" olarak görse de, Çin tarihinde haindir. Mata Hari, I. Dünya Savaşı'nda Almanlar için casuslukla suçlandı. Aslında çift ajan olabileceği tartışılır; idamı dramatik bir örnektir. Gerçek ihanet mi, yoksa Fransız istihbaratının günah keçisi mi? Cambridge Beşlisi (Philby, Burgess vb.) İdeolojik motivasyonları ağır bastı ve 2. Dünya Savaşı ve sonrasında sistemaik olarak İngiltere'den SSCB'ye bilgi sızdırdılar. Kim Philby, MI6'te yükselmesini ihanetle taçlandırdı. Rosenberg'ler (Julius ve Ethel) ABD'de atom sırlarını SSCB'ye verdikleri iddiasıyla idam edildiler. Soğuk Savaş paranoyasının kurbanları mı, gerçek hainler mi? Tartışma sürer. Aldrich Ames ve Robert Hanssen Soğuk Savaş'ta CIA ve FBI ajanları olarak para için SSCB'ye (sonra Rusya'ya) çalıştılar. Buradaki ihanetlerde ideolojiden çok maddi motivasyon öne çıkar. Çerkez Ethem Kuva-yi Seyyare komutanı olarak Kurtuluş Savaşı'na katkı sağladı. Ancak düzenli orduya karşı çıktığı için "hain" ilan olarak yaftalandı. Yunan tarafına geçtiği iddiaları fiili bir ilticayla sınırlıdır; 150'likler listesine girdi. Değerli yazar Şiar Yalçın'ın babası Ali Kemal, Osmanlı gazeteci ve siyasetçidir. İngiliz yanlısı tutumu nedeniyle "hain" damgasıyla linç edilerak öldürülür. İstanbul hükümeti ile Ankara arasındaki bölünmede sembolik figürdür. Amiral Ahmet Paşa, İngiliz muhibi olarak bilinir. Mondros sonrası işgalcilere yakın duranlar, Milli Mücadele'de "hain" olarak kodlanmışlardır. Arnavutluk Komünist Partisi'nin ikinci adamı Mehmet Şehu ve Mao'nun halefi Lin Biao gibi örnekler iç iktidar mücadelelerinde "hain" ilan edilenlerdir. Robert Ford: Jesse James'i arkadan vuran "hain" kovboydur. Gorbachev, SSCB'yi dağıttığı için komünistler tarafından "hain" görülür. Yeltsin de benzer eleştiriler alır. Guy Fawkes, (1605) Barut Komplosu olarak bilinen vakada Kral James'i öldürmeyi planlar. İngiltere'de hain, ama modern pop kültürde (V for Vendetta) anti-otorite sembolüdür. Tokyo Rose ve Axis Sally, II. Dünya Savaşı'nda Japon ve Alman radyolarında propaganda yapan Amerikalı kadınlardır. İhanet suçlamasıyla yargılanır. Emilio Aguinaldo'nun Filipinler'de İspanya ve ABD'ye karşı savaştıktan sonra işbirliği iddiaları ayyuka çıkar. Sömürge aydını tipolojisi kurtuluş mücadelelerinde sık görülen gri alandır. Wagner'in kurucususu Yevgeny Progojin, Rusların Suriye'den ansızın çekilmesiyle düşen Beşar Esad, Saddam Hüseyin'i darağacına yollayan ABD işbirlikçileri, günümüzde Ukrayna-Rusya savaşında Putin saflarına geçenler veya Afganistan'da Taliban'la işbirliği yapanlardır. Suriye İç Savaşı'nda IŞİD'e katılan yerel unsurlar. Bunlar, "hain" figürünün savaş zamanları nasıl kullanışlı bir aparat olduğunu gösterir. Hainlik, sadakatin nerede bittiğini sorgulatır. Vatan mı, vicdan mı, insanlık mı? Nuremberg Mahkemeleri'nde "üstün emir" savunması reddedildi; bireysel sorumluluk savunusu öne çıktı. Bu listeye Ksenophon'un Anabasis'inden iki adı daha eklemek gerekir: Tissaphernes, vali denilebilecek Pers satrabıdır. Helen ordusunun MÖ 5. yüzyıldaki dönüşü sırasında düşmanı takip ederken geri çekilen onbinlerin sağ kalanlarıyla bir mütareke yapar ancak hile ile Yunan generalleri tuzağa düşürüp idam ettirir. Orontas: Helen tarafında konumlanan Pers soylusudur Kyros'a karşı ihanet suçlamasıyla idam edilir...


*Bkz. Stalin ve Hruşçov Hakkında, Benediktov ile Söyleşi s. 77 Çev. Candan Badem, Yazılama Yayınları

***

Seküler olmak "dünyalı" olmakla eşdeğerdir; insan dünyaya ve çağa ait olduğunu kabul eder, hayata sırtını dönmez. Seküler kişi zamanın tam da şimdiki anında yaşar. Bugünün gerçekliğiyle yüzleşir, kararlarını mevcut koşullara ve ihtiyaçlara göre verir, yarını bugünden hareketle şekillendirir. Geleceğe odaklanır, ama bunu geçmişin zincirleriyle değil bugünün getirdiği fırsatlar ve zorunluklarla yapar. Muhafazakârlık ise temelde nostaljiktir; sürekli geçmişi idealize eder. Bugünü eski zamanların kalıplarıyla değerlendirmeye çalışır. Hafızası geçmişin bagajlarıyla doludur; eski değerler, gelenekler, yaşanmışlıklar, kaybedilmiş bir altın çağ özlemiyle ağırlaştırılmıştır. Bu yüzden muhafazakâr zihin, yeniye şüpheyle bakar, değişimi tehlike olarak görür, günün dinamik akışına ayak uydurmakta zorlanır. Sekülerlik makul ve özgürleştirici bir şimdiki zaman bilinci sunarken, muhafazakârlık nostaljiktir, anakroniktir, ağırlıkları geçmiş yükü altında esner


***