History ya da history is his story ..
Doğrusu bir savaş karşıtlığı bu kadar güzel ve yalın bir biçimde anlatılabilir. Savaşlarda en çok yara alanların, ölenlerin, yitenlerin başında kadınların geldiği fikri bu kadar etkili bir biçimde sunulabilir... ‘Ben Milica Tomic.’..... ..
Bu öykü, bir enstalasyon sergisinin, yani belirli bir mekân içinde yaratılmış, mekânın özelliklerini kullanarak izleyenlerin katılımıyla gerçekleşen bir serginin en etkileyeci parçalarından biriydi. Videodaki kadın dünyanın bütün dillerini kullanarak ‘Ben Milica Tomic,’ diyor ve arkasından hangi ülkenin vatandaşı olduğunu söylüyordu. Bir ara Türkçe, ‘Ben Milica Tomic, ben Türküm’ derken de yakaladım onu! diyor. Bir erkek yazsa Tomic'in cümlesi eksik kalır, sarsıcı metaforu böyle yürekten anlatamazdı. Müge İplikçi yazmış ; bize anlamak düşüyor..
http://haber.gazetevatan.com/Haber/493813/1/Gundem
I am Milica Tomic
http://www.youtube.com/watch?v=b1kagFMbQ5k
http://milicatomic.wordpress.com
Doğrusu bir savaş karşıtlığı bu kadar güzel ve yalın bir biçimde anlatılabilir. Savaşlarda en çok yara alanların, ölenlerin, yitenlerin başında kadınların geldiği fikri bu kadar etkili bir biçimde sunulabilir... ‘Ben Milica Tomic.’..... ..
Bu öykü, bir enstalasyon sergisinin, yani belirli bir mekân içinde yaratılmış, mekânın özelliklerini kullanarak izleyenlerin katılımıyla gerçekleşen bir serginin en etkileyeci parçalarından biriydi. Videodaki kadın dünyanın bütün dillerini kullanarak ‘Ben Milica Tomic,’ diyor ve arkasından hangi ülkenin vatandaşı olduğunu söylüyordu. Bir ara Türkçe, ‘Ben Milica Tomic, ben Türküm’ derken de yakaladım onu! diyor. Bir erkek yazsa Tomic'in cümlesi eksik kalır, sarsıcı metaforu böyle yürekten anlatamazdı. Müge İplikçi yazmış ; bize anlamak düşüyor..
http://haber.gazetevatan.com/Haber/493813/1/Gundem
I am Milica Tomic
http://www.youtube.com/watch?v=b1kagFMbQ5k
http://milicatomic.wordpress.com
Düşünce aktarmaktan, kavram yaratmaya geçti geçeli sanatçı ile eleştirmen, sanat ile felsefe arasındaki sınırlar gittikçe kayboluyor. Deleuze'den hatırladığımız kadarıyla devam edelim : Bu bakımdan sanatçılar da tıpkı filozoflar gibidirler.. Çoğu kez çok küçümen, kırılgan bir sağlıkları ve büyük bir sebepleri vardır. Ama bunun nedeni hastalıkları veya nevrozları değildir. Sebep, yaşamın içinde olağan bir şeyin, onlara fazlasıyla kocaman görünmüş olmasıdır. Agrandize ettikleri bu sıradan şey, onların üzerine ölümün gizli işaretini bırakır. Ne ki, bu yalnızca 'bir şey' değildir ; aynı zamanda da yaşanmışın içinde onları yaşatan kaynaktır, nefestir. Nietzsche'nin sağlık adını verdiği şeydir bu : 'Belki bir gün gelecek, sanatın olmadığını, yapılan işin yalnızca tıp olduğunu öğreneceğiz.' demesi gibi..
***
İlan Halevi ; yüzdeyüz Yahudi, yüzdeyüz Filistinli. Roman gibi bir hayat. Geçen hafta öldü..
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2013/07/14/iyi-insana-veda
***
Bu akşam cazz şenliği perküsyoncu Omar Hakim'in konseriyle devam ediyor. 30 Temmuzda ise Kudsi Neyzen Ergüner / Pirerre Rogopulos'la şehre yakışan bir gösteri sunacak. Hakim, bugün (25 Temmuz) saat 21.00’de, son projesi ‘The Trio of OZ’ ile Sakıp Sabancı Müzesi’nde olacak.
S/empati-Rare Bird 1970
Arkadaşlar, ihtiyacımız olan şey s/empati.
çünkü herkese yetecek kadar sevgi yok..
Köpekleştirdiklerimiz, kafeslediklerimiz, derisini yüzüp giydiklerimiz, zevk için beslediklerimiz ya da katledip yediklerimiz ; dünyadaki hayvan sektörüne karşı çıkmak, bütün ezilenlerin sömürüsüne,köleleştirilen, horlanan,aşağılanan tüm mahlukatın(!) kötü kaderine sahip çıkmak demektir. Aile düzeni dahil bütün sosyal davranışları,moral değerleri ve varlık duyguları insanla aynı olan hayvana 'Et' demek insafsızlık, onu yemek vahşettir. Soykırım teknikleriyle öldürerek çoğalttığımız türlerin karşılıksız yardıma, doğal koşullar ve toplu yaşam olanaklarından ayrılanların zoo psikiyatrislere, analarından koparılan yavruların pedagoglara gereksinimi vardır. İnsanlarla dolu bir dünya, hayvanlar için pratikte gerçek bir kabustur. Köle tüccarlarının, amatör cellatların, profesyonel katillerin, Nazi doktor Mengele'ye rahmet okutan araştırmacıların, her kategoriden sapkınların kolgezdiği bu cehennemde yapılacak rehabilitasyon da çözüm değildir. Aslında insanın yapacağı en iyi tavır, kendine hayvanların gözüyle bir kere bakabilmesidir. Gösterebileceğimiz en büyük erdem, hayvanlar için 'kötü' ya da 'iyi' ; hiçbir şey yapmamaktır.Bizimse 'Hayvan Hakları'yla sınırlandırmadığımız gayri insani, olabildiğince hayvani bir felsefeye ihtiyacımız var. Ahlaki ya da siyasi ; şayet bilinç insan geçmişinin kefaletini, vicdanının kefaretini ödemeye hazırsa.. gün gelecek, yemek kitapları, hayvanlık tarihinin acı sayfaları olarak arşivlenecektir. İnsanı merkez yaptığımız bir uygarlık terminolojinde merhameti paranteze aldıktan sonra bunları düşünmek, kabul etmek güçtür. Bunca negatif zihinsel etkene rağmen gene de yapılabilecek şeyler, ekonomik kâr ve verimlik ilkesinden haraketle sorulabilecek bazı sorular olacaktır.1 dönüm arazide vegan beslenme biçimiyle 20 kat daha fazla insanı beslemek mümkünken, süregiden hayvan cinayetleri neden?..
Her yeri kuşatmış halde bulunan İnsan iktidarının ihlal edemeyeceği tek sınır, bilgiyle kirlenmemiş hayvani özdür. Hayvan dostları arkadaşlarımız sık sık dikkatimizi çekiyorlar. İnsanın hayvanlarla ilişkisi her iki taraf için de çok sorunlu. Dost kabul ettiklerimize farklı, düşman sayıp tedbir aldıklarımıza farklı özgürük kısıtlama yöntemlerimiz var. Ne dost ne düşman, şayet rezerv besinlerse onların bizle aynı uzuvlara, benzer organizmalara sahip canlılar oldukları gerçeğini görmezden geliyoruz ; moral ve fiziki darp, katıksız işkence uygulama hakkını kendimizde bulabiliyoruz. Şiddet sarmalının endüstriyel organizasyonuna karşı hayvanlar, ölüm orucu, beslenmekten kesilme, firar etme, kendini imha, insana saldırı gibi intihar seçeneklerini kullanıyorlar. Psikolojisi bozulanların fizyolojik rahatsızlıklar, hayati aksaklıklar yaşadığını biliyoruz. Sürüsünden, anasından ayrılan yavrular, açıkta kalan bir kendilik kimliği, kuşatılmış beden sınırları duygusu ve terkedilme travması, ölüm korkusu yaşamaktadırlar. Psişik açıdan olmadık işkence yöntemleri uyguladığımız hayvanların eğitmenlere değil, ilk doğumlarından itibaren vahşetin çağrısına karşı durabilecek, huzursuzluğu kavrayabilecek zoo-psikiyatrlara, hayvan pedagoglarına ihtiyaçları vardır. Dünyada her yıl 150 milyardan fazla hayvan yenmek üzere çeşitli en yeni teknolojilerle öldürülüyorlar. Telef etmeyip beslediklerimizse ayrı azap ; İzmir Hayvan Dostları'nın ifade ettiği gibi evcilleştirme, kafesleme, anneden ayırma, taciz, dayakla eğitiliyorlar. Köleleştirilenler, bozuk atıklarla, ekşimiş çöplerle, gdo'lu yemlerle besleniyorlar. Sırası gelenler kızgın demirle dağlama, gaga kesimi, tüy yolumu, boynuz sökümü, hadım etme, kulak , kuyruk, diş kesimi, hormon ve ilaç yüklemesi, deri yüzme, elektrikle şoklama, seri boğazlama gibi yöntemlerle katlediliyorlar. Çiftlik, ahır, hara, barınak, kafes, kümes gibi doğal yaşam alanları olmayan sağlıksız yerlerde tutsak tutuluyorlar. Şefkat gösterilerimizse yalnız rencide edici değil, bütünüyle köle/efendi diyalektiği üzerine kurulu kara bir dram. İnsandan 'dost' olamıyor. Ne yunus parkları, ne hayvanat bahçeleri ne de severek işkence .. Hayvanlara gösterilen alaka, vicdan dışı muammele sapkın bir kültürün açık arşivi. Her organını ayrı ayrı iştahla yemek, sürüleri gurme zevkiyle beslemek, hayvana ait her katmanı lezzetle tüketmek insan eliyle yaratılmış bir nomos. Yemek kitapları, gün gelecek hayvanlık tarihinin acı sayfaları olarak önümüze konulacak. Geniş zaman, çığlıklar, feryatlar, utanç dolu bilgiler yığını. Bu durum, kökeni kendimize acımaya dayanan riyakar merhamet duygularımızı sorgulamak için nedense hiç fırsat yaratmıyor. Aksine körelmiş yüreğimizi, mezalime uğrayan ırk hayvan olduğunda olabildiğince rahatlatıyoruz. Çünkü gelenek bu! Mağduriyetin sahipleri gerçek mülksüzler. Haysiyet mücadelesi, tüm tahrik / taciz edilenler için omuz verilmesi gereken vicdani refleksi, empatik bakışı içerir. Kendi türümüzden rakiplerimize acımasız davranmamızın psiko-etik zemini yeryüzündeki tüm geleneklerde mevcut! Emek, insanlar için harikalar, hayvanlar için zulüm üretir. Adorno, Auschewitz, bir insan mezbahaya bakıp, 'ama onlar hayvan!' dediği zaman zaten başlamıştı. diyor. Biyopolitika, yalnızca politik söylemin konusunu değil, politik öznenin kendisini de değişim talebine davet ettiğinde gerçek bir temel üstünde tartışma başlatabilir. Deleuze'un söylediği gibi, 'Et, bize tecrübenin ve duyumun imkanını veren' diğer canlılarla ontik rabıtamızdır.Türlere bir karşılaşma ve restleşme olanağı sunan dünyanın bedenidir. İnsan gibi doğumla ölüm arasında kalan zamanda aynı zeminde, farklı beden ve imkanlarla benzer duygusal düzenek ve maddi tertibatla, yakın tecrübeleri yaşadığımız hayvanlara bu kadar eziyet edebilmek akıl ve haya dışıdır. Burada yeri geldiği için okunması gereken bir kitabın tanıtım yazısından pasajla devam edelim. Maturana ile Varela adlı araştırmacılar, insan zihnini ve bilme fenomenini esasen bir doğa olayı olarak anlamlandırabileceğimizi savunuyorlar. Geliştirdikleri etkileşime dayalı "kendi kendini var etme" (autopoiesis) kavramıyla, bilmenin "dışarıdaki" dünyanın temsili değil, bizzat yaşama süreci içerisinde bir dünya ortaya koymak demek olduğunu gösteriyorlar. Büyük Patlama'dan tekhücreli canlıların oluşumuna, oradan da dil ve dolayısıyla bilinç sahibi varlıklar olarak insana kadar uzanan sayfalarla ufuk açıcı bir yolculuğa çıkıyorlar..
Yapmak bilmektir, bilmek yapmaktır.
Şilili iki bilim insanı, Humberto R. Maturana ve Francisco G. Varela Bilgi Ağacı isimli eserlerinde ulaştığımız akıl dışı süreci geliştirdikleri biyolojik teoriyle açıyor. Bugün dil içinde varolan özbilincimiz sayesinde biz insanlar, kendi kendimizin ve deneyimlerimizin tasvirlerini yapabilen canlılarız. Bilgi Ağacı kitabı yazarlarının yaklaşımıyla bu da tam olarak ‘insan olmak’ demek. Yani insan, “sürekli geri dönüp tekrarlanan bir işlemle toplumsal olduğu kadar (dil) kendi kendini var eden süreçlerden geçerek, sürekli kendimize ilişkin tanımlar üreterek” ‘insan’ oluyor. Zira, geçmişin bilgisiyle yaşamaktan ziyade asıl olarak bugün yaptığından başkasını 'bilmek' mümkün değildir."
İki doğrudan çetrefilli bir eğri inşa etmek, bu kadar bilgiyle barbarlığa davetiye çıkarmak insanın gerçekleştirdiği senkronize ve tematik vahşetin bir gelenekten doğmadığını, endüstriyel kapitalizmle olabildiğince terörize edildiğini gösteriyor. İnsan ne yaptığını iyi biliyor ve yaptığından başkasının olabileceğini muhalif aracılarla -kendine rağmen- düşünebiliyor. Hayvanlarla hukukumuzun ölümüne sözcüklerle, mübadele değeri üzerinden kurumsallaştırmak, göreneğe bağlanmak kolayımıza geliyor ; ancak başka türlü düşünmek de mümkün.
İşin diğer yanı hayvan besleyen sektörlerin, satan marketlerin, tefecilerin, aracıların, celeplerin, mezbahanelerin, entegre et kesim işletmelerinin, hayvan ticareti yapan şirketlerin kasası günbegün para dolarken, borsada tahvilleri havada uçuşurken, kendilerini beslemek için ekecek tarım arazisi bulamayanların, açların, susuzluk ve yoksulluk çekenlerin yaşamak için başka barışçı seçenekleri olmaları ; bu gerçeği görmezden geliyoruz. 1 Kg. sığır eti için 100 bin litre su harcanırken, 1 kg buğday için 900 litre su harcanır. Hayvancılık yılda 1.4 milyon ton sistemi besleyen biyolojik atık üretir.
Vicdanı bir kenara bıraksak bile, sürdürülebilir bir yaşam adına su vd. kaynakları akıllıca kullanmak bir zaruret. Bu kadar yoğun nüfusu birarada barındırmak için farklı beslenme, düşünme biçimlerine ,evlatlara utanmadan miras bırakabileceğimiz bir radikal felsefeye ve zihin sıçramasına ihtiyacımız var .
***
Kant, 'Gülme ansızın boşa çıkan bir bekleyişten doğar' diyor. Selahattin Duman bir halk bilgesi ; yazısı, Harley-Davitson'dan ziyade 'yaşlanma' meselesi. Tecrübesini okura aktarıyor. Pratik, kullanılabilir bir felsefe yapıyor. Uzun süredir yazılarına rastlamıyorduk. Yorgunluğu,mizaha vurarak geçiştirdiği zamanın kahredici ağırlığındandır diye düşünüyoruz. Yıllar önce okuduğumuz bir yazısını durağan gündeme neşe katacağını umarak paylaşıyoruz. Hepimize dikkatle okumamız ve mutlaka aklımızda tutmamız gereken bir reçete sunuyor!

Sıkı Harley'cisin, ipini koparttın. İyi de motorun arkasında kimi oturtacaksın?
Selahattin Duman (Pazar Vatan) (06/06/2004)
Harley-Davidson düşünürleri buyuruyor.. 'Bir Harley'ci ile manitasının arasındaki yaş farkı ne kadar fazlaysa, itibarı da o kadar yüksek olur..'
Diyelim ki Harley'ci 61 yaşında ve zengin... işlerini çocuklarına devretti... Karısı ile teyze çocuğu oldu.. (*) Hac farizasını yerine getirdikten sonra malûm ziyaretçiyi beklemeye başladı... Beklerken, bakınırken içi daraldı... 'Kalk kendine bir motor al., Özünü dağlara bayırlara vur...' dedi...
Bu geçici cinnet halinin modern psikiyatride bir karşılığı var ama ben bilmiyorum.. . Onun için 'Kayış koptu, kafa boş dönmeye başladı..' diyelim...
İşte yaşı kemale ermiş bir erkeğin; akranları en azından umre ziyareti plânlarken kendine motosiklet almasının hem de 'içinde saklı kalmış maceracılığı' dışa vurabilmek için Harley-Davidson seçmesinin sebebi budur. Bir de başına 'bandana..' niyetine karısının eşarplarından birini dolayıp, kendine şekil yapması vardır ki, genellikle hastalığın son safhaya geldiğini gösterir.. Bandana takan bir Harley'ciye artık ilişilmez. Kendi haline bırakılır.. Yoldan geçerken trafikçiler bile esas duruş gösterip, selâma dururlar.. O artık toplumun değil Allah'ın adamıdır...
Ses meselesi..
Niye ille de Harley-Davidson derseniz, bu başka bir tartışma konusudur. Anladığım kadarı ile bu Harley-Davidson motorların zaptedilmez bir beygir gibi oluşu, kolundaki gaz ayarını döndürdükçe, 'Vıııırrrr! Vıııırrrr!' diye ses çıkarmasının tahriklendirici bir özelliği var. Zaten kafada çiçek açmış Harley'ciyi de azdıran bu ses oluyor. Adam 'Harley'ciliğ in de hesaplısı makbuldür..' fikrinden gidip kendine bir Kanuni mobileti alsa, gaz kolunu büktüğünde bu 'Vıııırrrr! Vıııırrrr!' sesini duyamaz. Arada motor gücü bakımından fark olduğundan çıkan ses; süt emmiş bir bebeğin gaz çıkarma sesi gibi zayıf gelir ki, insanın şevki kırılır.
Harley'cilikte esas olan arkaya kimin oturtulacağıdır. .
Kayınvalide olmaz.. Motorun amortisörü erken yıpranır.. Karısı hiç olmaz.. Ki sebeplerini (*) işaretli notumuzda ayrıntısı ile veriyoruz.. Geriye kala kala manita bulmak sorunsalı kalır. Bereket versin ki bu memlekette motor sesi duyduğunda gördüğü eğitimi boşlayan, aldığı meslek içi kurslara aldırmayan kızlar da var. 'Vıııırrrr! Vıııırrrr!' sesinin bunları bir nevi azdırdığı rivayet edilir.
Şimdi 'Selahattin abi, bu kızları nereden bulacağız?' diye sorduğunuzu duyar gibiyim.. Aranacaksınız. . Motora binip gördüğünüz her kafenin önünde durup 'Vıııırrrr! Vıııırrrr!' sesi çıkararak aranacaksınız. Eninde sonunda bir yarım akıllı gelip arkanıza oturur.. O saatten sonra benzin masrafına acımayıp alete gazı verin.. Yollar sizindir..
Teknik mesele..
İşi buraya kadar getirmişseniz geriye halletmeniz gereken tek mesele kalıyor.. Bu da Harley'ci düşünürlerin altını çizdiği meseledir. Yani arkaya oturacak kızın yaşı...
Aman diyeyim! Kızın yaşı itibarınızdır.. Gidip 35 yaşında iki çocuklu bir dul bulup arkaya geçirdiniz mi Harley'ci camiasında itibarınız bir anda yerle bir olur.. 30 yaş bile çoktur.. (Tabii yaşınız elli civarındaysa. .)
Bu işi doğru çözmek için 'son kullanma tarihi' tekniğine başvurmanız lâzım.. Erkek olsun, kadın olsun tüm insanların böyle bir tarihi vardır.. İlaç kutularında olduğu gibi temsil poponun üzerinde yazmaz. Kendiniz bulursunuz. Bu her erkeğe uyan bir tariftir.. Nisa taifesinden birinin 'son kullanma tarihi' şöyle hesaplanır.. Erkek içinde bulunduğu yaşı ikiye böler.. Üzerine (7) rakamını ekler.. Elde edilen sonuç o erkeğe göre son kullanma tarihini belirler..
Diyelim ki 54 yaşındasınız. Bunu ikiye böldüğünüzde (27) rakamı çıkar. Üzerine (7) eklersiniz.. Toplam (34) olur.. İşte son kullanma tarihi.. Bunun üzerine çıkan, 35 yaşından bir gün bile alan kadın size yaramaz.. İtibarınızı iki paralık eder.. Otuz dört rakamının altına doğru istediğiniz kadar gidebilirsiniz. Otuz olur, yirmi sekiz olur.. On dokuz olur..
'Henüz yeni girmiş on üç, on dört yaşına..' şarkısını ıslıkla çalabiliyorsanız bütün orta dereceli okulların önünde dolaşabilirsiniz. . Sizi kimse tutamaz..
Problem nerede?
Tabii bu tekniği uygulamanın yan etkileri de var.. Kızın erkek kardeşleri tarafından kıstırılıp, güzelleştirilmenizi kastetmiyorum. Sağlık meselesi ortaya çıkar.. Kendinden otuz yaş küçük bir kızla gezip tozmak iyidir, ama geceleri motosiklet selesi üzerinde uyumak mümkün olmadığından problem çıkar.. Viagra'ya çok güvenmeyin..
Harley'ci marleyci deyip acımaz adama.. Dozu bir kaçırırsınız, o saatten sonra motor yerine namınız dolaşır.. Arka seleye oturtulan kızın küçük olması, ayrıca 'kuşak çatışmasına' sebep olur.. Sen altmış yaşındasın, kız yirmi beş.. Üstelik orta ikiden terk. Ne konuşacaksın? Bir mevzuya girer, 'O zamanlar rahmetli Menderes'in devriydi..' dersin; Kız, herkesin içinde, 'Ay Menderes kimdi?' diye sorar. Yahut bir yerde mola verip 'iki cola' istersin. Garson ikisini de sizin içeceğiniz ihtimalinden hareket edip, 'Kızınız da birşey içer mi ?' diye dallamalık yapar..
Motorla birlikte gezersin ama eğlenmeye gittiğinde başın derde girer. Sen 'Vıııırrrr! Vıııırrrr!' sesinden yılıp sakin bir yer istersin. Kız 'Benim burada ruhum sıkılıyor..' diyerek trip yapar. Unutmayın; arkada oturan kızın yaşı ne kadar küçülürse ruhu da o kadar çok sıkılır.. Eğer seçtiğiniz manita 'masal anlatabileceğiniz kadar..' küçük değilse, bu ruh sıkılma meselesi ile başa çıkamazsınız. Bir diskoya götürürsünüz.. Başınızda bandana, kıçınızda deri pantolonla pistte kızın karşısına geçersiniz.. Yanıbaşınızdaki yirmilik bebelerle yarışacağım derken kendinizi maymun ettiğiniz yetmez, bir de 'pat!' diye yıkılıp gidersiniz. Hastaneye yetiştirilip kurtulmak da çare değil.. İşin yoksa by-pass için bacaktan damar seç.. Bu uzun geldi.. Bu kısa!
Eğer yaşınız kemale ermişse.. Verdiğim bu akıllardan sonra içinizde hâlâ bir 'Harley'ci ateşi' yanıyorsa sizin için yapacağım bir şey kalmamış demektir.. Gidin hayatınızı yaşayın. Varsın atın ölümü arpadan olsun..
****
Hem bulunduğumuz şehre sor , hem içinde yol aldığımız kafileye ; emin ol ki biz cidden doğru söylüyoruz .. 12/81
Görüneni entelijansiya kabulde zorlanıyor . Çünkü ,soyutun bulanıklığı işlevsel ; kavramın anlam karışıklığının bir nedeni var. Kaosun keşmekeşinden herkes memnun . Sorun, Batı uygarlığının kendini yeniden üretememesi.. Amaç, yıkımın perdelenmesi . Çöküşün gizlenmesi hüner ister . Hegel, 'gerçek olan hakikattır' der. Bugün hakikat perdeleniyor. Her doğan ölümlüdür ; ahir zaman bilgisi çürüyen cesetten bir öncesini gösteriyor . Greenwich zamanın efendisi değil ; sermaye kendini yenilemiyor, bilgiyi yeniden üretemiyor .. Bilge'nin ömrünü doldurduğu bugün , tek çıkış yolu kalıyor meczubu oynamak, yani şarlatanlık . Onlar da öyle yapıyorlar . Simurgların konduğu doruk artık bir göçük. Sürekli söylüyoruz ; artık ne gerçek bir öğreti, ne bir bilgi, ne de öğrenilmesi gereken bir ders kaldı ortada; kültür endüstrisi çöken rejimine payanda, görüntülerini temizlemek isteyen şirketler yalanlarına ortak arıyor.. Ünlü sanatçılar, uyanık küratörler, akil eleştirmenler, ruhsuz sanat tarihçileri, oryantal kültür editörleri kendini meşrulaştırmaya çalışan sermayeye, kültür hamisi bankalara, sanat rejimi kralla soytarılarına emanet..
Yazışma Adresi/ emin çetin girgin ecg.okur@gmail.com
***

