Kendine "Deli Çocuk" denmesini çok severdi. Yalçın Küçük profili, 1960'lardan 2020'lere uzanan entelektüel serüveninde Marksist devrimcilikten "orducu sosyalist" kimliğe, cuntacı eğilimlerden, PKK ile yakınlaşmaya, Sabetaycılık gibi konspiratif tezlerden militan Kemalizme sıçrayabilen semptomik bir portredir. Erken dönem eserlerinde (Yön, Emek, Ant dergilerindeki yazıları ve Türkiye Üzerine Tezler serisinde) sosyalist devrimi savunan sol bir düşünürdür. 1990'larda Bekaa Vadisi'nde Öcalan'la görüşerek "Kürt Bahçesinde Sözleşi" ve "Dirilişin Öyküsü" kitaplarını yayımlamış, daha sonra 2000'lerde Tekelistan ve Gizli Tarih gibi eserlerde Sabetaycılık tezlerini sistematikleştirmiştir. 1985 - 1997 yılları arasında yaşadığı Karakusunlar Köyü (Orta Doğu Sitesi, 3. Cadde no 25 Ankara) yazılarında rotasını demokratik devrimden ayrılıkçı paradigmaya çevirdiğini görürüz. AKP'nin yükselişiyle birlikte "AKP bizi tekrar Kemalist yaptı" (Küçük, 2011) diyerek ideolojik bir U-dönüşü gerçekleştirir. Ergenekon Davası'nda tutuklanması ve 2009 Ocak - Ağustos 2014 arası fasılalarla hapis yatması bu döneme denk gelir. Kürtçülük propagandası nedeniyle yerleştiği Fransa'dan döndüğü 1998 ile 2000 arasında 2 yıllık cezaevi serüveni vardır. İçinde bulunduğu aydın grubunun Türk rönesansını başlattığını söyler. (Çözülüş, s.11) Dönüşümleri entelektüel tutarlılığın değil konjonktürel oportünizmin, zigzaglı yürüme temrininin bir ürünüdür. Küçük, 27 Mayıs 1960 Darbesini destekleyen öğrenci liderlerinden biridir. Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev yapar. Bir tarafta plancıların diğer yanda Turgut Özallı pilavcıların olduğunu söyler. Mihri Belli ve Hikmet Kıvılcımlı'nın etki alanına girdiği gençlik yıllarında "Orducu sosyalist" sıfatını benimser.
Yalçın Küçük, 1960’lı yıllarda Yön, Emek ve Ant dergilerindeki yazılarında ve DPT’deki görev yıllarında, orduyu burjuvazinin ilerici kanadı ve devrimci dönüşümün motoru olarak değerlendirerek kendisini orducu sosyalist" olarak tanımlamış; bu sıfatı Doğan Avcıoğlu çizgisiyle de ilişkilendirerek "biz bu orduyu Koçlara, Sabancılara bırakmayız" demiştir. Bu ifade, Küçük'ün erken dönem düşüncesinin temel taşlarından biri olup "asker-sivil aydınlar" öncülüğünde bir "demokratik devrim" arayışını yansıtır. Tavrı, Mihri Belli-Hikmet Kıvılcımlı etkisindeki "orducu" sosyalizm geleneğinin tipik bir örneğidir.
Türkiye Üzerine Tezler (1978-1991, 5 cilt) serisinde Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türk tarihini Marksist bir matrisle analiz etmiş ancak bu analizler zamanla sınıf mücadelesinden masonik örgütlenmelerdeki "gizli elit" detektifliğine kaymıştır. Muhteşem kaynak taramaları hakkı teslim edilmesi gereken bir gayrettir. Rusçasını geliştirdiği ve Sovyet tecrübesini incelediği Endüstrileşmenin Temel Sorunları (1975) ve inatla "proletarya" yerine "proleterya" yazdığı Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Kuruluşu (1987) Çöküşü (Bkz. Önsöz, Karakusunlar Köyü, 1990) kitaplarında Marksçı bir önerme olan planlama ekonomiyi över. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sonrasında hapis cezaları alması darbecilerin ciddiyetine ket vuran ironik bir tutarsızlıktır. 1960 darbesinde cuntacıları desteklemiş 1971 ve 80'de anti-emperyalist söylemleriyle askeri rejimleri eleştirmiştir. Bu evrede Atatürk eleştirisi "gevşek" düzeydedir. Emperyalist Türkiye (1992) kitabında Mustafa Kemal'i Korkunç İvan'a benzeterek Kemalist mirası sosyalizm lehine aşmaya çalışır. Emperyalist Türkiye kitabının 24. sayfasında "Kemal Paşa 20. yy. Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlardan biridir" der. Türkiye'de vücut bulmuş aydın muhalefetiyim ve ülkedeki tek muhalifim, cümleleri hatırlardadır. 1993'te Suriye Bekaa Vadisi'nde Abdullah Öcalan'la gerçekleştirdiği görüşmeler Küçük'ün en tartışmalı dönemini oluşturur. Kürt Bahçesinde Sözleşi ve Dirilişin Öyküsü kitaplarında Öcalan'a "sevgili başkanım" diye hitap eder. Küçük, PKK’nın "Türkiye bütünlüğü içinde" tutulması için kritik bir rol üstlendiğini ima eder. Kürt örgütleri tarafından Öcalan'ı Kemalize etmekle suçlanmıştır. Küçük, bu ilişkiyi entelektüel bir diyalog olarak sunarken aynı dönemde "Kürtler Üzerine Tezler" (1990) kitabında etnik kimlik analizini sınıf analizinin üstüne çıkarır. Bu tutarsızlık, sol enternasyonalizmden milliyetçi-Kürtçü bir pragmatizme kayışını gösterir, Teorik devrimciliği bebek katilinden bir kahraman silueti yaratarak pratik dağ siyasetine indirger. Fatih, Tahtaminare Mahallesi Fener Kireçhane Sokağı'daki evde tutuklanmasıyla başlayan süreç kesintisizdir; baskı gazetecileri, yazarları, aydınları kuşatır. 2009 - 2014 arasında Ergenokon Davaları nedeniyle Silivri'de kalır. 2000'li yıllar arifesinde Küçük'ün düşüncesi hızla komplocu bir boyuta evrilir. İsimlerin İbranileştirilmesi/Tekelistan (2003), Gizli Tarih (2006) ve Tekeliyet serisinde onomastik (isim bilimi) yöntemiyle Türk elitlerini, medyayı, eğlence sektörünü ve hatta Cumhuriyet'in kurucu kadrolarını Sabetayist (kripto-Yahudi) kökenli ilan eder. Ona göre "Türkiye'deki seçkin ailelerin çoğunluğu Sabetayisttir. Hasip Kaplan ona göre Kürt ekaliyetidir. İsmail Cem İpekçi'yi, Hülya Avşar'ı, Kemal Derviş'i, Cem Boyner'i ve yüzlerce tanınmış ismi "İbrani asıllı" ilan etmiştir. Bir başka programda Koç soyadını Kohen varyantı saymış, Sabancı'yı Sabetaycı kökene bağlamış, hatta bazı siyasetçilerin Mansur/Manzur gibi isimlerini bile "tarihi Yahudi köken diye deşifre etmiştir. Gizli Tarih (2006) ve Tekeliyet serisinde bu iddialar kitap sayfalarına dökülürken, televizyonlarda sarı rehberle somutlaştırılmıştır. Tezi, ampirik veriler yerine isim benzerliklerine dayandırılır. Antisemittik stereotipleri "devrimci eleştiri" kılıfına sokar. Küçük, bu tezleri "devrimcilik" olarak sunarken sansasyonel ve magazinel gösterisiyle sonuç itibariyle sınıf mücadelesini terk eder; erken dönem Marksist damar (1992) materyalizmi, etnik-dini komplo teorilerine feda eder. Eleştirmenler tarafından faşizan ve ırkçı bulunması tesadüf değildir: Sabetaycılık karşıtlığı, Küçük'ü entelektüel bir antisemitizm tuzağına sürüklemiştir.
Nur Baba, başlıklı yazısı 4 Ekim 2011 tarihinde Aydınlık Gazetesi'nde yayımlanmıştır. Konspiratif üslubuyla Alevi-Bektaşi kimliğine yönelik "mum söndü" göndermesi onun geç dönem yazılarındaki provokatif tarzın tipik bir örneğidir, büyük infial yaratır. AKP iktidarının yükselişiyle Küçük, 2011'de "Kemalizm'in Dönüşü" yazılarında ideolojik bir metamorfosis yaşar: "Biz sosyalisttik, AKP bizi tekrar Kemalist yaptı" der. Cumhuriyet'in ideolojini, kurumsal yapısını, Mustafa Kemal'i militanca savunmaya başlar. Erken dönemdeki gevşek Atatürk eleştirisini unutan Küçük, Aydın Üzerine Tezler (2025) gibi geç dönem eserlerinde münevver figürünü "iç savaşı olan insan" olarak tanımlarken amacı gelgitlerini ve tutarsızlıklarını örtbas etmektir. Ergenekon sürecinde beş yıla yaklaşan tutukluluk hali ve 28 Şubat'ta Refah Partisi’nin kapatılmasına destek vermesi, Kemalist dönüşü pragmatik bir savunma mekanizması haline getirmiştir. Maksimleri değişmiş, sonuçta sol cuntacılıktan PKK dağlarına, Sabetaycılık nefretinden antisemitizme, oradan militan Kemalizmle sekmiştir. Amalgam haline gelen düşünsel metaformozu yoldaşı Doğu Perinçek'le birlikte omuz omuza yaşadığı entelektüel bir saçmalama maratonudur.
Doğada ya da tarihteki belirlenmiş olan yerini sadece edilgen olarak işgal etmeyip kendi etkinliğiyle kendine bir yer oluşturan birey temsili olarak özgürdür. Bu temsili dünyada yeterince risk alıp en sıradışı, şaşırtıcı ve yaratıcı performans sergileyen bireyler ise delilerdir.
Konuşmalarında havada el çırpışları, sempozyumlarda konferanslarda heyecanla koltuğundan havaya sıçramaları sağlıksız bir ruh halinin işaretleridir. Kalpağı, kırmızı kaşkolu, şovmen edası vakai adiyedendir. Kendinin karikatürü olarak Yalçın Küçük, bir entelektüelin ömrü boyunca ulaşabileceği maksimum tutarsızlığı sergilemiştir. Türkiye Üzerine Tezler serisindeki Marksist analizlerden Sabetaycılık konspirasyonlarına evrilmesi, militarist öfkeden Kemalist manifestolara geçişi ideolojik derinlikten ziyade konjonktürel adaptasyon macerasını yansıtır. Sabetaycılık tezleri antisemitizmi devrimcilik sanmanın tipik örneğidir; Atatürk eleştirisi ise militan Kemalizme devşirilmesiyle kendi kendini yalanlar. Küçük'ün mirası Aclan Sayılgan, Münir Ramazan Aktolga, İrfan Uçar çizgisinden edinilmiş bir bakiyedir. Entelektüel tutarlılık olmadan ne sol ne de Kemalizm sahici olabilir. Demans öncesi ve sonrası dönüşümleri yalnızca bireysel bir trajedi değil savruk bir fikir işçisi uğraşının da aynasıdır.
Kaynakça:
Küçük, Y. (1978-1991). Türkiye Üzerine Tezler (5 cilt).
Küçük, Y. (1993). Kürt Bahçesinde Sözleşi.
Küçük, Y. (2003). Tekelistan.
Küçük, Y. (2011). Kemalizm'in Dönüşü.
Not/ 8 Nisan tarihinde cenazesi askerlerin omuzlarında tören kıtasıyla Cebeci Mezarlığı'nda defnedildi. Dün @veliyalcin "Otobüse binerken Kıbrıs gazisi kartını kullanmak onun için ayrı bir gurur kaynağıydı. Şoföre her defasında 'Ben Kıbrıs gazisiyim' diye özellikle belirtirdi. Birlikte birkaç kez otobüse bindik; bu cümleyi her seferinde tekrarlaması bana hep ilginç gelmişti" diye yazdı.1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na topçu asteğmen rütbesiyle katılmış ve "gazi" unvanı almıştır.
***